©Last Edited 9.11.19

  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
Camları kim kırdı?
  • LinkedIn Social Icon
  • Instagram Social Icon

000

WhatsApp Image 2018-06-30 at 2.07.47 PM.

Güney Kıbrıs Basını:

E-posta için kaydol:
gazedda_kollektif-logo.png

Şimdi Reklamlar:

“Başbakan Yıldızını Parlatıyor”

Ekranlarda Tatar’ın verdiği reklam oynuyor.

Reklamımıza Hoşgeldiniz.

Şimdi birazdan şu aşk dizisi arasında, haber ertesinde ve yahut bu belgeselin sonunda, yemek programı da bitince, ancak 29 Ekim günü içinde mutlaka Tatar ekrana çıkacak.

Yürüyecek bahçelerin içinden bayraklara doğru, Girne Kapısı’nın orada, omuzlar dik, sanki altında atı olsa şaha kalkacak bir komutan gibi.

Yürüyecek bayraklar arasından Tatar,

o kimdir işte, KKTC’nin başbakanıdır!

“Hayatta herkesin yıldızının parladığı büyülü bir an vardır”diye söylüyor reklam, 

oradan aldığı parlaklıkla,

O büyülü gerçeklik, o yapay yalanlık,

O vıcık vıcık olmuş ve bataklığa dönmüş memleket siyasetinden ve yine de bunlara rağmen sevdiğimiz memleket sevdasına bata çıka, ve bizler için değil kendisi için, konuşuyor televizyon ekranlarında ve,

yedi düvele yıldızın parlasın Türkiyem diyor.

Heyhat!

***


29 Ekim sadece bugüne ışık tutan bir tarih değil, gelecek vizyonuyla hareket eden her lider için önemli bir mercek. Oradan bakarsanız yurdunun dört bir yanı emperyalist kuşatma altında olan, saray zavallılığı ile hareket eden mandacı işbirlikçilere karşı verilen büyük bir zafer. Anadolu’yu ve Batı Trakya’yı Osmanlı’nın çürümüş ve dağılmış mirasından yeniden yurt yapan Atatürk ve onun yanında kendisiyle yürüyen tüm Türkiye halkları yüzyıllardır hilafet ile toprak ağaları arasında sıkışıp kalmış iradeyi cumhuriyetle birleştirdiler. Ortadoğu’nun anayasal gelişmeler tarihine bakıldığında Atatürk’ün yapmayı başardığı bu modernleşme hareketi diğer ülkelerde yaşananlarla kıyaslandığında büyük farklılıklar ihtiva ediyor.

Elbette cumhuriyet kurulduğunda yükselen milliyetçilikle yaratılan ve inşa edilen kimliklerin zamanla nelere sebebiyet verdiği, Anadolu’nun kültürel yapısında ve demografisinde yaşanan değişimler belki başka bir yazının konusu olur. Türkiye tarihi başlı başına demokratikleşmenin nasıl olması ve nasıl olmaması üzerinde adeta bir inceleme alanıdır. Anayasa hukuku için de böyledir. Halkların inşaa edilen devletin kurumsal aygıtları ile içine sokulmaya çalışıldığı kimliklerle, gerek darbeler gerekse sıkıyönetim zamanlarında nasıl mücadele ettiği, siyasallaşan İslam’ın ve bunun yanında özellikle Kürt kimliğinin adeta yok sayılması, görmezden gelinmesi ile bugünlere kadar gelindi. Bugün Türkiye 2023’te cumhuriyetin 100. yaşını kutlayacak. O tarihte nasıl bir iktidarla bir asrı geride bırakacak, göreceğiz.


Tüm bu tarihe baktığımızda, Kıbrıs’ın kuzeyinde darbenin gölgesi altında 1983 yılında KKTC ilan edildikten sonra, ister sıkıyönetim zamanları, ister darbe ve darbe girişimleri zamanları olsun hiçbir zaman iki yapı arasında ilişkilerde denklik, eşitlik veya mütekabiliyet kurulamadı, çünkü kurulması imkansızdı. KKTC Anayasası’nda, mevzuatında yer alan maddeler, KKTC’yi yönetenlerin ise devamlı olarak Ankara’dan gelecek talimatlara açık oluşları, adeta kukla olmayı “seçmeleri” bunun sebepleri oldu.

Durmadan her seçim öncesi üzerine basa basa vurgulanan iyi ilişkiler kurulması gerektiği düşüncesinin gerçekte altta kalma ve talimatlara boyun eğme anlamını taşıdığını bugün koltukta oturan değil sokakta yürüyen her insan biliyor. Çünkü yine biliyoruz ki Ankara hiçbir zaman eşit ilişki veya iki devlet statüsü istemiyor.


Her seçim öncesi vurgulanan ve adeta bir hastalığa dönüşen bu içgüdü aslında “ben daha iyi biat ederim” ile eşdeğer. 

KKTC’nin Türkiye ile neden arası bozulsun, neden ikili ilişkiler gerilsin, neden paketler imzalanmasın? 

Burada Türkiye’nin de uluslararası hukuka göre tanıması zaten imkansız olan bir yapıyla ilişki kurması ne kadar zorsa, bu yapıyla da bir gerginlik yaşaması mümkün değil. Çünkü biliyoruz ki KKTC ne ise bugün aslında yaratılmak istenen şey yaratılmıştır, tüm kurulu düzen onun meyvesidir.

Sorun olan bu ilişki biçimini, biat kültürünü sorgulayan Kıbrıslılardır, elbette ki KKTC’nin kendisi değildir. Bu sorguyu kaç kişi yapıyor o ayrı bir tartışma konusu. Çok az olduğu kesin. Elbette gelinen noktada üretilen bu biat kültüründe kabahatin çoğunun bizde olduğunu da unutmamalıyız.

Neden? 

Çünkü bu rejimi değiştirmek istemedik de ondan. Bugün ortaya çıkan kurulu düzenden kimlerin şikayet ettiğini ve bu yapıyı değiştirmek istediğini, kimlerin ise istemediğini biliyoruz. 

Rüyasında Brüksel’de yaşayan ancak Ortadoğu bataklığında çırpınan, başka bir ülkenin bürokratları tarafından yönetilen ve bundan çoğunluğun mutlu olduğu, alternatif üretmediği, tek gerçek hukuki statümüz olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarımızı dahi koruyamadığımız bir zavallı siyaset üretmişiz bunca yıldır.

Biatın sonu bir türlü gelmemiş.

KKTC Başbakanı Tatar’ın 29 Ekim’de Türkiye’deki televizyon kanallarında ve medyasında kişisel reklamı yayınlandı.

Tatar son zamanlarda yaşanan gelişmelerle, Kıbrıslı Türklere yağdırılan küfürler üzerinde yükselttiği imajını reklam vererek tazelerken, bu parayı nereden buldun diye sorulduğunda, bunu kişisel bağlantıları sayesinde bedavaya getirdiğini de söylüyor.


Bedava !

Bir kamu görevlisinin herhangi bir yerden en basit hediyeyi bile alması suç sayılırken ve kamu görevinden ihraç gerektiren bir suçken KKTC Başbakanı Türkiye’nin havuz medyasında kişisel reklamını “hediye” diye döndürüyor ve ekliyor: “Yıldızın parlasın Türkiyem!”

Parlayan Türkiye’nin yıldızı değil maalesef. 

Bugün Atatürk devrimlerinin tahtan alıp yurttaşlara verdiği egemenliği, halkın hakimiyeti ile şekillenen hukuk devleti ve özgürlükler...

Oysa bugün, Türkiye halkın iradesine kayyum atayan, dünyada en fazla gazeteciyi tutuklayan, muhalif parti başkanlarını cezaevine gönderen, çok sesliliği kısmaya çalışan bir iktidar tarafından yönetiliyor.

Tatar’ın derdi de zaten Türkiye’nin yıldızının parlaması falan değil, öyle olsa kendi toplumunun seçtiği lidere saldıran odaklara aynı fikirde olmasa bile halk iradesini düşünerek bir kaç laf eder, çok sevdiği KKTC’nin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanı’nın yanında dururdu. 

Bizimkisi ölü gözünden yaş beklemek. 


Tatar yıldızını parlatıyor, 

memleket seyrediyor. 

Hukuk desen haşa!


Durun! Reklam arası:


Efendim, 

sarayınız ve iktidarınız ve bunların ışıltısında yükselttiğimiz işbirliğimize zeval gelmesin,

Bu vesile ile sizin için düzenlediğimiz reklamımıza hoşgeldiniz.

Biatımızı lütfen kabul eyleyiniz.

                 "Jail time, angry mobs and                                   assassination attempts -- editor

                 Sener Levent has paid a price for challenging Turkey's President Recep Tayyip Erdogan and authorities in breakaway northern Cyprus through his tiny newspaper.

Alongside the stacks of old papers on his desk in northern Nicosia, a luminous screen displays footage from security cameras at his office's entrances."

bağımsız medyayı destekleyin

logo_transparent.png

"Two Turkish Cypriot

journalists face charges

in Turkey over criticism of

Recep Tayyip Erdogan’s

regime after their case fell

through in Cyprus."

indir (1).png
Committee to Protect Journalists
logo_en_reverse.png

Reporters Without Borders (RSF)

calls for the acquittal of two

newspaper journalists

in Turkish-recognized

northern part of Cyprus who are facing up to five years in prison if convicted of insulting and defaming Turkish President Recep Tayyip Erdoğan.

Şener Levent, the editor of the north Nicosia-based daily Afrika, and Ali Osman Tabak, one of his journalists, are being tried for publishing a cartoon showing a Greek statue urinating on Erdoğan’s head. It was posted on social networks before being printed in the newspaper.

 

They are charged with defaming and insulting a foreign leader and “inciting hatred against a foreign leader with the aim of spoiling the friendly and peaceful relations between the two countries.” Final arguments are due to be presented in court on 22 April.

 

 “We urge the court to acquit Şener Levent and Ali Osman Tabak because convicting these two journalists would be a grave error and would send an extremely negative signal to the media in the northern part of Cyprus,” said Pauline Adès-Mével, the head of RSF’s European Union and Balkan desk.

 

“At a time when Ankara is maintaining an enormous amount of pressure on the Turkish media and the Turkish Cypriot media are being harassed more and more, there is an urgent need for the northern part of Cyprus to assert its journalistic independence vis-à-vis its Turkish neighbour.”

 

 Pressure has been growing on journalists with regards their coverage of Turkey and its policies towards Cyprus lately. Some have received “warnings” from Turkish officials and some censor themselves because they fear a crackdown on the media similar to what has happened in Turkey. Hundreds of demonstrators obeying Erdoğan’s call, stormed the headquarters of the newspaper Afrika in January 2018, in protest against an article critical of Turkey’s offensive against a Kurdish militia in Afrin, in northwestern Syria. By referring to the offensive as a “second occupation by Turkey,” the article implied that the Turkish presence in Cyprus was the first “occupation,” which constitutes an insult or defamation in Ankara’s eyes.

 

 Northern Cyprus is ranked 74th out of 180 countries in RSF’s 2019 World Press Freedom Index.